sergirehberi.com


SERGİ         SANATÇI         MEKAN
Tüm Sanatçılar Güncel Sergisi Olan Sanatçılar


Ali Hadi Bara






SergiRehberi Arşivinden:
Güncel Sergi    Gelecek Sergi    Geçmiş Sergiler    Görseller

Metinler    Metin_detay    Özgeçmiş   


Doğumunun Yüzüncü Yılında Türk Heykel Sanatının Öncü İsmi: Ali Hâdi Bara (1906- 1971) - Küratör: Mehmet Üstünipek

Doğumunun Yüzüncü Yılında Türk Heykel Sanatının Öncü İsmi: Ali Hâdi Bara (1906- 1971)

Küratör: Mehmet Üstünipek

Ali Hâdi Bara'nın bir sanatçı olarak yaşamı boyunca ürettiği işler, onun Türk heykel sanatının gelişim sürecinde gerçek bir öncü olduğunu ortaya koymaktadır. 1920'lerin büyük ölçüde natüralist bir çizgiye bağlı olan Türk heykel sanatına, 1929 yılında henüz 23 yaşındayken yaptığı Havva heykeliyle yeni bir konu ve biçim anlayışı getirmiştir. 1940'lı yılların sonuna kadar çok sayıda figür heykeli, anıt, büst ve baş heykeli üreterek figüratif Türk heykel sanatının önde gelen ismi olmuştur.

Bara, 1948- 1950 yıllarında ise figür soyutlamasına yönelmiş ve Türk heykel sanatındaki geçiş evresine çok önemli katkılar sağlamıştır. Sanatçı, 1950'lerin hemen başından itibaren non- figüratif heykel anlayışına bağlı kalmıştır. Bu süreçte, öncü ve yenilikçi tavrını ortaya koyan yeni anlatım biçimlerine yer vermiş, yeni malzeme ve teknik olanakları denemiştir. Akademi'de metal atölyesinin kurulması için çaba harcamış, plastik sanatların sentezi düşüncesiyle kuramsal ve uygulamaya yönelik çalışmalarda bulunmuş, İlhan Koman ve Tarık Carım ile Türk Grup Espas'ı kurmuştur. Nihayet, 1960'lı yıllarda insanlığın uzaydaki keşiflerinden etkilenerek Feza Çağı adını verdiği çalışmaları üretmiştir.

Türk heykel sanatının kimliğini bulduğu 1930- 1970 döneminde, 40 yıl boyunca ürettiği eserlerle üstlendiği öncü ve yenilikçi işlevi, bir sanat eğitimcisi ve sanat üzerine düşünen, tartışan bir kişi olarak Akademi'de ve kendi atölyelerinde yarattığı sanat ortamlarıyla pekiştirmiştir. Bir eğitici olarak; öğrencilerinin kendi sanatsal kişiliklerinin oluşumuna imkân kılan özgürlüğü veren ve onlarla sürekli iletişim içerisinde olan bir kişidir. İlhan Koman kendini heykele yönlendiren, modlaj hocaları Bara ve Müridoğlu için şunları söylemiştir:

"Zaten Hâdi ve Zühtü hocalara benim borcum pek büyüktür, kendileri dostluklarıyla benim medeni olma çabamda da bana hocalık etmişlerdir. Çok kavgalarımız, tartışmalarımız olmuştur ama işin güzeli de, fırtınadan sonra arkada hala müşterek olan bir şeyin sapasağlam kaldığını sezmektir. Bu da medeniyetin bir tarifi değil mi?" [1]

Hâdi Bara heyecanlı kişiliğiyle dışarıda gelişen sanat olaylarını takip etmekte ve bunları taze taze atölyede öğrencileri ile tartışmaktadır. Sadece heykel değil, diğer sanat dalları ya da her hangi bir güncel konunun ele alındığı bu tartışmalar geç saatlere kadar devam etmekte, hatta bu tartışmalar atölyeden çıkıp Bara'nın kendi evine kadar taşınmaktadır. Evi, atölyesi öğrencilerine, onu sevenlere açıktır. Böylelikle yaşamı boyunca içinde yaşadığı evler bir sanat ortamının oluşumuna mekân oluşturmuştur. Dönemin sanatçıları, aydınları bu evde toplanmaktadır. Sanat ve siyaset konuşulmakta, her konuda tartışmalar olmakta, fikirler ortaya atılmaktadır. Hâdi Bara'nın oluşturduğu bu ortam o yılların sanat çevresinde, Akademi'nin dışında gelişen önemli bir okullaşmayı vurgulamaktadır. Bu ortam, çağdaş Türk sanatı içerisinde fikirlerin özgürce tartışıldığı renkli bir sayfa olmuştur. Her biri kendi konusunda yetkinliğe ulaşmış ressam ve heykeltıraşlar, sanat eleştirmenleri, yazarlar ve yeni yetişen kuşak, yani öğrenciler bu ortamı oluşturmuşlardır. Bu ortamın içinde yetişmiş isimlerden biri olan Çoker'in şu tanıklığı Bara'nın inançlı kişiliğini ortaya koymaktadır: "Uzun süren konuşmalar sonucunda Hâdi Bara'nın yumruğunu masaya vurarak 'Bu ülkede bir şeyler yapılacaktır' sözüne bu satırların yazarı defalarca tanık olmuştur." [2] Zühtü Müridoğlu ise bir ömür boyu arkadaşı olduğu Hâdi Bara'yı şöyle anlatır:

"Özüne bakarsanız Hâdi uysal, yumuşak huylu bir kişiydi de, ters görünmeyi severdi. Buna o denli alışmıştı ki, yalnız çevresini değil kendini bile inandırmıştı. Yıllarca beraber çalıştık, gezdik, söyleştik, yalnız olduğumuz sürece o ters görünme davranışını unuturdu. Şakacı idi, kişilere takılmaktan, olayları abartarak anlatmaktan hoşlanırdı. Öğrencilerini elinden geldiğince korur, yardım eder, evini, sofrasını, gece olsun gündüz olsun onlara açık tutardı. Kısacası eşi az bulunur bir sanatçı, hoca ve de insandı Hâdi Bara." [3]

Akademide ve kendi atölyelerinde oluşturduğu sanat ortamlarında, onun fikir ve desteğinden pek çok genç sanatçı yararlanmıştır. Böylece İlhan Koman, Kuzgun Acar, Füsun Onur, Gürdal Duyar, Ali Durukan, Adnan Çoker, Ali Teoman Germaner ve Tamer Başoğlu gibi pek çok sanatçının sanatsal açılımına katkı sağlamıştır. Aynı zamanda genç sanatçıların düşüncelerine de açık olmuştur. Soyut heykele yönelmesinde, öğrencisi İlhan Koman'ın etkileri vardır.

Bu çok yönlü paylaşımlar bir yana atölye disiplini üst düzeyde bir sanatçıdır. Caddebostan-Plajyolu'ndaki atölye-evde yıllarca çok rahat bir çalışma imkânı bulmuştur. Evin bir kısmı camekânlı, çok iyi ışık alan bir atölyedir. Bu atölye kısmı aynı zamanda istediğinde yalnız kalabildiği bir yerdir. Yeğeni Metin Bara bu konuda şu açıklamayı yapmıştır: "Çünkü amcam ters bir adamdı. Bazen kimseyi görmek istemezdi. Hissedersin onu, yaklaşmazsın. O zaman gider orada yatağı, tuvaleti, hatta ufak bir mutfağı var orada yaşardı. Bunu da normal karşılamak lazım, sadece ürettiği fikirle yaşamak istiyor."

Yoğun olarak çalışma imkânı bulduğu dönemlerde kendini geceli gündüzlü işine vermektedir. Öte yandan 20. yüzyıl sanatçısının genel kimliği de bu doğrultudadır. Üretmek için esin kaynağı bekleyen sanatçılardan çok, sürekli çalışan, üreten ve yeniyi arayan sanatçılar göze çarpmaktadır. Çalışırken etrafıyla ilişkisini kesmekte, sadece işine yoğunlaşmaktadır. Kimi zaman atölyesine kapanıp, günlerce aralıksız bir şekilde çalışmaktadır. Tüm bu yoğun tempoya rağmen, atölyesini daima düzenli tutmaktadır ki, heykel çalışmasının malzeme ve teknik açıdan böyle bir düzenliliği ne kadar zorlaştırdığını da unutmamak gerekir. Bu durum, onun titiz çalışan bir sanatçı olduğunu vurgulamaktadır. Burada önemli bir nokta da aydınlık kazanmalıdır; gerek bu ortamın oluşumunda gerekse Hâdi Bara'nın çalışma ortamının oluşumunda eşi Bedia Bara'nın katkıları çok büyük olmuştur. Bedia Hanım, bir sanatçı eşi olmanın yükümlülüğünü fazlasıyla yerine getirmekle kalmamış, bizzat tartışmaların içinde yer almıştır. Şüphesiz Hâdi Bara ömür boyu; genç yaşta gittikleri Paris'te, Plajyolu'nda ya da Kandilli'de olsun eşinin desteğini her zaman yanında bulmuştur.

Ali Hâdi Bara, aynı zamanda sürekli araştıran bir sanatçıdır. Bir bilim adamı ciddiyetiyle çalışmaktadır. Heykel onun için duygularıyla şekillenen bir sonuç olmaktan öte, daha çok aklıyla, bilgisiyle, araştırmalarıyla şekillenen bir sonuçtur. Yaşamı boyunca özellikle örnek aldığı sanatçı, Cezanne olmuştur. Şüphesiz sanatını akla temellendirmesinin sebebi sadece Cezanne'a duyduğu ilgi değildir. Aynı zamanda, kişi olarak müthiş bir matematik zekâsına sahip olması da bu tarz bir yaklaşıma yönelmesini kaçınılmaz kılmıştır. Yeğeni Metin Bara'nın anlattığı bir hikâye, Hâdi Bara'nın bu özelliğini vurgulaması açısından ilginçtir:

"1942-43'ler amcam Saint Joseph'ten geçeli yirmi-yirmi beş sene olmuş, ben matematikte zayıfım, cebir problemlerini bir türlü yapamıyorum. Amcam yapamadığımı görünce 'Ne var? Sen bana ver soruları, kitabı da ver (halbuki kitapta çözüm yolu da yok ki o soruların.) yarın sabah kapının altında bulursun çözümlerini' der. Gece saat bir ama… bir yoldan yapmış, ben hemen onu temize çekerim, okula giderim. Papaz şaşkınlık içinde 'Bu yolla ben hiç düşünmedim bu problemi çözmeyi. Sen nasıl çözdün?' diye sorar. Oysa ben bilmiyorum ki nasıl çözdüğünü."

Çalışmalarının oluşumunda Cezanne tarzı bir sanatsal yaklaşımı, yani aklı ön plana alması ve matematik zekâsı dışında başka önemli faktörler de vardır. Öncelikle duyarlı kişiliğini çalışmalarına yansıtmayı başarmıştır. Ayrıca az rastlanır bir biçimlendirme yeteneği vardır. Müridoğlu'nun dediği gibi: "Kolay bulurdu biçimleri, çamur elinde uysal bir gereç oluverirdi."

Aynı zamanda gününün gelişmeleri kadar geçmişteki örneklere de ilgi duymuştur. Cezanne'dan Yunan sanatına, ilkel sanattan rönesansa, çağdaşlarından eski ustalara, mimariden resme, bilimden uzaya vs. kadar uzanan çok geniş bir yelpazede yer alan çeşitli unsurları çalışmalarına kaynak almıştır. Etkilenmekten çekinmemiş fakat bu etkilenmeleri kendi kişiliğinde eritmeyi başarmıştır.

Öte yandan çok yönlü bir sanatçıdır da; çalışmalarının önce desenlerini çizmektedir. Aynı zamanda yağlı boya, pastel ve sulu boya çok sayıda resim de gerçekleştirmiştir. 1950'lerde ise mimariyle ilgilenmiştir.

Tamamıyla akıl yoluyla yapılmış kurgusal heykelleri olduğu gibi, sadece rastlantısal biçimlerden yararlandığı heykelleri de vardır. Böylelikle sanatın sınırsız olanaklarını araştıran bir tavır ortaya koymaktadır.

Aklıyla, yüreğiyle ve bitmek bilmeyen enerjisiyle Hâdi Bara, yarattığı eserler kadar kişiliğiyle de birinci sınıf bir 20. yüzyıl sanatçısıdır. Hâdi Bara; düşünen, araştıran, sürekli üreten, tartışan ve birikimlerini paylaşan bir sanatçı olarak gelecek nesillere örnek teşkil edecek kişiliğiyle anılmalıdır.

Bu noktada Profesör Ali Teoman Germaner'in hocasıyla ilgili söyledikleri belki de onun sanatçı kişiliğini anlamak açısından en aydınlatıcı bilgilerdir:

"Hâdi hoca hep iş derdi, ağzından hiçbir zaman yapıt, eser kelimesi duymadım. Bu ya bir tevazudan kaynaklanıyordu, ya da yaptıkları işi bir iş olarak benimsemelerinden. Yani, yapılacak bir iş sipariş olsun ya da olmasın, bir heykeltıraş sabah kalkar, işini yapar. Gerekirse içki sofrasında, gerekirse ahbap sohbetinde kafa hep yapılan işle meşguldür. Hâdi hocadan böyle gördük. Kişi olarak duygulu, duyarlı, hassas bir kişi ama yaptığı işte duygusal değil, elinden geldiğince mantığını kullanır. Bu duygusuz demek değil ama içgüdüsel asla değil. Satranç oynar gibi bir şeylerin hesabını vermeye çalışarak, ölçülü biçili bir çalışma tarzı var. Gerek figüratif gerekse non-figüratif çalışmalarında akılcı bir biçimlendirmeyi yeğleyen bir tarzı benimser."


[1] KARABUDA, Güneş; "İlhan Koman", Milliyet Sanat Dergisi, 15 Ocak 1987, S.160, s.3
[2] ÇOKER, Adnan; "Soyut Heykel", Yeni Boyut, Aralık 1982, S. 1/ 8, s.5
[3] MÜRİDOĞLU, Zühtü, "Hâdi Beg", Yeni Boyut, Aralık 1982, S. 1/ 8, s.7





Serginizi / Etkinliğinizi
burada duyurabilirsiniz...

sergirehberi@gmail.com




İletişim             Üyelik/Hizmetler             Gizlilik Politikası             Kullanıcı Sözleşmesi